Reklamı Geç
Atlasya Elektronik
Emlak Lux - Tanıtım
Doç. Dr. Ergenekon Savrun

Doç. Dr. Ergenekon Savrun

Mail: savrunergenekon@gmail.com

Kadın ve İnsan

Kadın ve İnsan

8 Mart Dünyanın hemen her ülkesinde Birleşmiş Milletler (BM) tarafından alınan karar gereği “Dünya Kadınlar Günü” olarak tanımlanmıştır. Bilmeyenler için ilk başta bugün, Sevgililer Günü, Babalar veya Anneler Günü gibi hoş, ebeveyn ve sevgililerin birbirlerini hediyelere ve çiçeklere boğduğu bir günmüş gibi algılanabilir ancak 8 Mart’ın temelinde büyük felaketler, acılar, gözyaşı ve binlerce yıllık kadının tarihsel mücadelesi vardır.

Şöyle ki; 19. yüzyıl Sömürgeci İmparatorlukların birbirlerinin gırtlağına sarıldıkları, sömürge kolonilerinden zorla köle olarak getirdikleri insanları, kendi ülkelerinde, insan haysiyet ve şerefine uymayan zor ve yoksul koşullarda çalıştırdıkları bir yüzyıldı. Sadece Afrika, Asya ve Latin Amerika gibi kıtalardan değil, Avrupa’nın gettolarından da milyonlarca insan yaş ve cinsiyet fark etmeksizin Batı’nın büyük şehirlerine göç etmekteydi. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ise Avrupalıların bir lokma ekmek için bin bir güçlüklerle gemilere balık konserveleri gibi doluşup, ayak basmak istedikleri sözde Yeni Dünya idi. Çoğu okurumuz yakından bilecektir ve izlemiştir. Ünlü Titanic filmi de zengin kompartımanları hariç yoksul yolcuların umutlarının Kuzey Buz Denizinin soğuk sularına gömüldüğü tarihi kaynaktır.

Paris, Londra, Berlin, New York gibi şehirler sanayinin de öncüsü, arka planda ise modern köleliğin de başkentleriydi.

Kadınlar ise erkek egemen bir dünyada binlerce yıldır erkeklerin gölgesinde ve çoğu zaman da korkusu altında yaşam mücadelesi vermiş ve halen de vermektedir. Antik Çağ İmparatorluklarından, Orta Çağa ve günümüze kadar geçen sürede ne yazık ki kadınlar doğuştan gelen haklarını biz erkeklerin ellerinden almak için mücadele etmişlerdir. Ne acıdır ki, bir insanın hakkını başka bir insan, grup, millet, devlet veya cinsten alması kadar ayıp ve ahlaksız bir şey olabilir mi? Evet olabilir çünkü dünyadaki kadın hareketi ve hak arayışları bu şekilde gelişmiştir.

Yine 19. yüzyıl ortasında 1850’ler New York’ta tekstil fabrikalarında çalışan kadınlar için, günde 16 saat ağır çalışma koşullarına karşı çıkmak için haklarını aramaya ve mücadeleye koyulma yıllarıdır. Bu dönem sadece kadınların hak aradığı yıllar da değil dünya genelindeki işçi hareketlerinin baş gösterdiği dönemlerdi. İstekleri gayet insancıldı, günde 10 saat ve daha düzgün yaşam koşullarına kavuşmak. Çok mu şey istemişlerdi ki? Elbette HAYIR!

New York’taki kadın işçilerin başlattığı yoksul semtlerden başlayan yürüyüşü, zengin semtlerine doğru ilerler ancak ABD polisi o kadar çok şiddet gösterir ki, kadın olduklarına bile bakılmadan sokak ortasında erkek polis şiddetine maruz kalırlar. Polisin şiddeti işi daha da vahim bir hale dönüştürür ve erkek işçiler de kitleler halinde yürüyüşe ve protesto haklarını göstermek için greve koyulurlar.

Olaylar ilerleyen yıllarda Avrupa başkentlerine de sıçrar. 1899 yılında Paris’te toplanan Uluslararası İşçiler Kongresine katılan kadınlar seslerini iyice dünyaya duyururlar. Clara Zetkin adındaki kadın lider iki grubu temsilen Paris’teki kongreye katılır: “Berliner Volkstribüne etrafındaki işçiler ve Berlinli işçi kadınlar.” Clara’nın amacı da çok açıktır, insanca ve eşit bir şekilde yaşamak.

20. yüzyılın başlarında ise kadın hareketleri bütün Avrupa şehirlerine yayılır, 1907 Stuttgart, 1910 Kopenhag, 1918 İstanbul…vb.

1911’in 25 Mart’ı ise kadınlar için çok acı bir tarihtir. New York’ta bulunan Triangel gömlek fabrikasında çıkan yangında 123’ü kadın toplan 146 işçi feci şekilde can vermiştir. Ne yazık ki olayda can verenlerin birçoğu yüksek binanın üst katında mahsur kalıp yanarak ölmek istemeyerek aşağı atlayan insanlardır. Bu korkunç olay kadın hareketleri için bir mihenk taşı olmuştur. Peki, yine soralım, doğuştan gelen hakların belli bir kesime verilmesi için insanların yangın veya yüksekten atlama faciasının yaşanması mı gerekliydi? Veya kadınların korunması için bir psikopatın elinde bıçak, silah gibi aletlerle katledilip tabutlara konması mı gerekliydi?

Çocuk ya da yetişkin bir insan ufak bir ağrıda, canı yandığında dilinden dökülen ilk sözcük “anne midir, yoksa baba mıdır?”

Dünyanın yüz karası olayların bazısını da hatırlayalım isterseniz. Kadınların oy kullanma hakkının sonradan verilmesi, kadınların Olimpik oyunlara sonradan katılması, kadınların aynı taşıma araçlarına bindirilmemesi, kadınların köle olarak eşya gibi satılması, küçük yaşta kızların zorla dedesi yaşındaki insanlarla evlendirilmesi, kadınlara sonradan ehliyet verilmemesi, kadınlar hakkında sarf edilen saçma sapan deyimler ve daha binlercesi.

Peki, biz erkekler, kendimize şu itirafı yapalım mı? Biz bu insanlar için ne yaptık? Ve gerçekten 8 Mart’ta eşimizin, kız kardeşimizin, evladımızın, annemizin, büyük annelerimizin, teyze, hala, arkadaş, sevgili ve dostlarımızın kısacası dünyada Tanrı’dan sonra tek yaratıcı güç olan kadınların sahip olması gereken en doğal hakları için ne yaptık?

Hayatını erkek ve sistem teröründen kaybetmiş bütün kadınların ruhundan af diliyor ve kendi şahsım adına özür diliyorum. Elimden gelenin en iyisini yapmak için ömrümün son nefesine kadar mücadele edeceğime bana sevgisini ve saygısı esirgemeyen bütün kadınlar adına ant içiyorum.

Son olarak ise Kadın-Erkek eşitliği lafları tam bir saçmalıktır ve bunu söylemek bile her iki cinse en büyük haksızlıktır çünkü herkesin hakları insan olsun, hayvan olsun, bitki olsun hatta cansız bir sanat eseri ya da eşya olsun, doğuştan ve yapılışından itibaren mevcuttur.

Doç. Dr. Ergenekon Savrun

Yorum Yazın

Atlasya Elektronik
Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
Le Charmant Kozmetik